PRİZMA

Hukuki Uyarı
Bu sitede paylaşılan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlı olup, Türkiye Cumhuriyeti Barolar Birliği'nin ilgili düzenlemeleri uyarınca reklam, teklif, hukuki öneri veya danışmanlık teşkil etmez. Sitede sunulan bilgiler hakkında Prizma Hukuk & Danışmanlık sorumluluk kabul etmez. Bu sitede paylaşılan bilgiler, büronun logosu ve sair veriler Prizma Hukuk & Danışmanlık'a ait olup, büronun yazılı izni olmaksızın kullananlar hakkında yasal işlem yapılır.




Hukuk & Danışmanlık
Hasta ve hasta yakını hakları nelerdir?

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre; "insanın, insan olarak doğmaktan gelen, vazgeçilemez ve devredilemez" hakları bulunmaktadır. Bu hakların en başında yaşam hakkı gelmektedir. Yaşam hakkının alt kümelerinden birini oluşturan sağlık hakkı ise, bireyin devletle ilişkisinden doğan ikinci kuşak insan hakları grubunda yer almaktadır.

Hasta hakkı, toplumsal haklar olarak tanımlanan ve dayanışma hakları adı da verilen üçüncü kuşak insan hakları grubundadır. Genel olarak hasta hakkı, insan hak ve değerlerinin sağlık hizmetine uygulanmasıdır.

Hasta hakkının yanı sıra, hasta yakını hakkı kavramı da son dönemde tartışılmaya başlanmış ve hasta kadar hasta yakınının da hakları olduğu kabul görmeye başlamıştır.

Hukuki Metinlerde Hasta Hakları

Uluslararası Belgeler

Lizbon bildirgesi: Dünya Tabipleri Birliği tarafından 1981 yılında yayınlanan bu bildirge ile hasta haklarına ilişkin şu esaslar kabul edilmiştir:
o    Hasta, hekimini özgürce seçme hakkına sahiptir.
o    Hasta, hiçbir dış etki altında kalmadan, özgürce klinik ve etik kararlar verebilen bir hekim tarafından bakılma hakkına sahiptir.
o    Hasta yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra önerilen tedaviyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir.
o    Hasta hekimden, tüm tıbbi ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine saygı duyulmasını bekleme hakkına sahiptir.
o    Her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakki vardır.
o    Hasta, uygun bir dini temsilcinin yardımı da dahil olmak üzere ruhi ve manevi teselliyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir.

Amsterdam bildirgesi: Mart/1994 tarihinde Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi adı ile yayınlanan bu belgede; sağlık hizmetlerinden yararlanma, bilgilenme onay, mahremiyet ve özel hayatın korunması, bakım ve tedavi bakımından hasta haklarına ilişkin detaylı bir yaklaşım sergilenmiştir.


Ulusal belgeler

Anayasa: "Her insanın, ayrımcılık yapılmaksızın tıbbi bakım görme hakkı vardır" şeklinde tanımlanabilecek tıbbi bakım hakkı, anayasada düzenlenmektedir. Anayasanın 17. maddesinde yer alan; "herkes, yaşama, maddi ve manevi değerlerini koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" hükmü, bu hakkı anayasal güvence altına almaktadır.

Yine Anayasanın 56. maddesi, sağlık hakkı ile ilgili daha ayrıntılı düzenleme getirmekte ve yurttaşın sağlık hakkını şu ifadeler ile anayasal güvence altına almaktadır: "Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir."

Hasta hakları yönetmeliği: 1 Ağustos 1998 tarihinde kabul edilen bu yönetmelik ile ulusal hukukumuzda ilk kez hasta haklarına ilişkin bir düzenleme getirilmiş olmaktadır. Bu yönetmelikte yer alan düzenlemeye göre kabul edilen hasta hakları şunlardır:

o    sağlık hizmetinden faydalanma, tıbbi bakım hakkı.
o    eşitlik içinde sağlık hizmetine ulaşma. (Irk, din, dil, mezhep, cinsiyet, felsefi inanç, ekonomik ve sosyal statü dikkate alınmadan sağlık hizmeti almak konusunda herkes eşittir.)
o    bilgi isteme. (Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanabileceği, hangi sağlık kuruluşundan hangi şartlara göre faydalanabileceği  konusunda bilgi isteyebilir.)
o    sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme.
o    personeli tanıma, seçme ve değiştirme.
o    bilgi alma hakkı. (Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların yararları, olası sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale yöntemleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek olası sonuçları, hastalığın seyri ve sonuçları hakkında yazılı veya sözlü bilgi alma hakkına sahiptir.)
o    mahremiyet ve özel yaşama saygı, tıbbi kayıtların saklanması.
o    onay. (Tıbbi müdahale için hastanın rızası (onay) şarttır. Yine kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddedebilir veya durdurulmasını isteyebilir.
o    güvenlik. (Herkesin, sağlık kuruluşlarında güvenlik içinde olmayı bekleme ve bunu isteme hakkı vardır.)
o    dini vecibeleri yerine getirme.
o    insani değerlere saygı gösterilmesi.
o    ziyaretçi kabul etme.
o    refakatçi bulundurma.
o    müracaat, şikayet ve dava hakkı. (hasta ve hasta ile ilgili olan kişilerin, hasta haklarının ihlâli halinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakkı bulunmaktadır.)
o    sürekli hizmet. (Hasta, gerektiği sürece sağlık hizmetinden yararlanma hakkına sahiptir.)

Hasta Hakkı İhlalleri

En sık rastlanan ve en belirgin olan ihlâl, tıbbi bakım hakkı bakımından ortaya çıkmaktadır. Herkesin hiç bir ayrım yapılmaksızın koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti alması, sağlık hizmetlerinin herkes için eşit ulaşılabilirlikte ve sürekli olmasını gerektiren bu hak, yukarıda sıralanan rakamlar ile birlikte değerlendirildiğinde en çok ihlâle uğrayan ve yerine getirilemeyen hak olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yaşanan ekonomik krizler, bütçeden sağlık yatırım ve harcamalarına ayrılan payın her geçen yıl daha da azalması, artan enflasyon, tanı ve tedavi giderlerinin artmasına ve yurttaşın omuzuna yüklenmesine yol açmakta, sosyal güvenlik kapsamında olanlar dahil ülkenin bütün insanların en temel hasta haklarından biri olan sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkı ihlâle uğramaktadır.

Hasta-hekim ilişkisi, bilgi edinme hakkı üzerinde oturmakta ve şekillenmektedir. Bilgi edinme hakkı temel bir hak olup, diğer hasta haklarının gerçekleşmesi öncelikle bilgilenme hakkının gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Bilgilendirilme hakkı, hastaların durumları ile ilgili tıbbi gerçekleri, önerilen tıbbi girişimleri ve her bir girişimin potansiyel risk veya yararlarını, önerilen girişimlerin alternatiflerini, tedavisiz kalmanın sonuçlarını kapsamaktadır. Görüldüğü gibi hastanın bilgilendirilmesi özel emek isteyen bir iştir ve bu amaçla özel bir zaman ayrılmasını gerektirmektedir. Ancak mevcut sağlık sistemimiz içinde hastanın bilgilendirilmesi işi savsaklanmakta, çoğu kez buna zaman ayrılamamakta, bu hakkın ihlâli de bir sistem sorunu olarak ortaya çıkmaktadır.

Yaşanan ekonomik kriz ile birlikte gelir dağılımı dengesi iyice bozulmuş, milyonlarca yurttaş açlık ve fakirlik sınırı altında yaşamaya başlamıştır. Beslenme, barınma gibi temel sorunların olduğu, bunların sağlanamadığı bir ortamda hasta haklarından biri olan sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme hakkının kullanılması ütopik bir amaç olarak ortaya çıkmakta, karnını doyurma telaşı içindeki bu yurttaş, seçme ve değiştirme inisiyatifini kullanmak bir yana, en yakın sağlık kurumuna bile ulaşmakta büyük zorluk yaşamaktadır.

Bir yandan yukarıda açıklanan ekonomik durum ve diğer yandan sağlık yatırım ve harcamalarına ayrılan payın düşük olması nedeniyle yeterli sayıda sağlık personeli istihdam edilememesi, hastanın sağlık personelini tanıma, seçme ve değiştirme hakkını kullanmasının önündeki en büyük engeldir.

Tıp mesleğinin en önemli ilkelerinden birisi hastaların mahremiyetine saygıdır. Hastalar ancak yeterli ölçüde güven duydukları hekimlere veya sağlık personeline doğru bilgi verirler. Günümüzde hasta verilerinin bilgisayar ortamına yüklenmesi, sigorta kuruluşlarının hastalara ait bilgileri paylaşma istemeleri gibi sorunlar nedeniyle mahremiyet ve özel hayata saygı hakkı konusunda daha ayrıntılı ve titiz yaklaşımlar söz konusu olmaktadır. Hastanın sağlık durumu, tıbbi durumu, tanısı, tedavisi ve kişiye özel diğer tüm bilgileri, "hastanın ölümünden sonra bile gizli olarak korunmalıdır" ilkesi gereğince korunmalıdır.

Ancak ülkemizdeki durum bu hakkın sıklıkla ihlâle uğradığını ortaya koymaktadır. Hastaların tedavi seyrinin takip edildiği dosyalar gereği gibi tutulmamakta, hastalar için dosyalar oluşturulmamakta, hastanın muayene odasında sağlık durumunu doktora anlatabileceği güvenli ve özel bir ortam oluşturulamamakta, özellikle devlet hastaneleri ve SSK. hastanelerinde aynı anda iki hastanın muayenesi gerçekleştirilmekte, muayene esnasında muayene odasına bir çok kişi girip çıkabilmekte, bu dahi mahremiyet ilkesini açıkça ihlâl etmektedir. Hastaların medya yoluyla topluma teşhir edilmesi de ayrı bir etik sorun olarak ortaya çıkmakta, medyanın bu noktadaki tutumu tamamen  kendi inisiyatifleri ile belirlenmektedir.

Sağlık hizmetinin güvenlik içinde alınması hakkı da ihlâle uğramaktadır. Hastane binalarının depreme dayanıklı olup olmadığı sorunu ile birlikte, sağlık kuruluşlarının gerekli temizlik ve hijyen koşullarını taşımaması, medyaya bebek kaçırma, tecavüz, hırsızlık olayları ile yansıyan hastane içi güvenlik sorunu, yangın gibi konular hak ihlâllerine yol açmaktadır.

Hastanelerin bir çoğunda, hastanın dini vecibelerini yerine getirebileceği mekanlar bulunmamaktadır. Mekanın yanı sıra dini vecibelerin yerine getirilmesinde yardımcı olacak gerekli personel de istihdam edilmemektedir.

Hasta durumu gereği ilgiye, güleryüze ve şefkate ihtiyacı olan insandır. Ancak özellikle kamunun idaresi altındaki hastanelerde, hastalar muayene edilirken yüzlerine bile bakılmamakta, hastalara ve yakınlarına nezaket dışı davranışlarda bulunulmaktadır. Hastalar görevlilerin bu tutumundan  dolayı kendilerini değersiz  ve yalnız hissetmektedir. Bu durum hastanın iyileşmesinde gecikmelere yol açabilmektedir.
Hasta ziyareti, kuralsızlığın ve ihlâlin en çok yaşandığı konulardan biridir. Bir odada yatan 7-8 hastanın ziyaretçilerinin kısa tutulan ziyaret saatlerinde hastasını ziyaret etmeye kalkması ile tam bir curcuna yaşanmakta, yardımcı sağlık ve bakım personeli eksikliği nedeniyle sürekli olarak hasta yakınlarının hastanın ihtiyaç ve bakımı için işe koşturulması ile günün her saatinde hasta odalarında hasta olmayan insanlar bulunabilmekte, bu durum hijyen ve güvenlik sorununa yol açmaktadır.

Yeterli olanak sağlanmadığı için bu keşmekeş içinde hasta ile birlikte kalmak zorunda kalan refakatçilerin de sağlığı risk altına girmekte, kalacak yer tahsis edilmeyen refakatçiler koltuklarda, hastane bahçelerinde son derece ilkel koşullarda kalmaktadırlar.

Organ nakli bekleyen çok sayıda hasta olması, olanaksızlıklar nedeniyle yatarak tedavi edilmesi gereken hastaların ayakta tedavisinin yapılması veya hastanın hastane hastane dolaştırılması gibi nedenlerle tıbbi bakımın sürekliliği kesintiye uğramakta ve hak ihlâli doğmaktadır. Oysa ki, tıbbi bakımın sürekliliği esastır ve bu sürekliliğin hastaya bakan hekim veya sağlık kurumunca sağlanması gereklidir. Başka bir sağlık kurumunun gönderilecek hastalar, ancak o kurum hastayı kabul ettiği takdirde gönderilmelidir. Bu ilişkiyi sağlamak hekimlerin görevidir. Benzer şekilde hastaneden evine gönderilecek hasta, ancak evde bakım imkanı olduğunda taburcu edilmelidir.

Hastalığın tanı ve tedavisinde, hastaya gereksiz harcama yaptırılmadan en ekonomik sürecin izlenmesi etik bir kuraldır. Ancak ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında, gereksiz yere hastadan talep edilen MR, tomografi, laboratuar tetkiklerinin hasta haklarını ihlâl ettiği bir gerçektir. Öte yandan bu yaklaşımın geçtiğimiz dönemde medyada sık sık rastlanılan sağlık sektöründeki yolsuzluk ve hortumlama olaylarının da alt yapısını oluşturduğu da bilinmektedir.

1998 yılında yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 7. ve 48. maddelerinde, sağlık kuruluşları bünyesinde oluşturulması öngörülen Hasta Hakları Birimlerinin bugüne kadar oluşturulmamış olması da, yönetmelikte öngörülen hakların ihlâle uğramasına neden olmaktadır. Bu konuda uzun bir süreden beri yükselen tepki sonuçta olumlu sonuç vermiş ve Sağlık Bakanlığı'nın 15.10.2003 tarihli genelgesi ile sağlık kuruluşları bünyesinde Hasta Hakları Kurulu'nun oluşturulması çalışmaları başlatılmıştır. Ancak tek başına bu kurulun hak arama sürecinde yeterli olmayacağı açıktır. Hak arama süreci içine giren yurttaş bürokrasi ve ağır işleyen adalet sistemi içinde boğulmaktadır. Açılan davaların uzun sürmesi, Sağlık Şurasının seyrek toplanması ve iş hacminin fazla olması, ilgili meslek odalarının disiplin soruşturmalarındaki ağır tutumu insanları hak arama sürecinden uzaklaştırmaktadır.

İlgili hukuk metinleri indeksi

Dünya Tabipleri Birliği Hasta Hakları Bildirgesi (Lizbon, 1981), Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi (Amsterdam, 28-30 Mart 1994), Dünya Tabipleri Birliği Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi'nin Gözden Geçirilme Süreci, Hastaneye Yatırılan Çocukların Hakları Konusunda Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi (22-26 Ekim 1996, Güney Afrika), Dünya Tabipleri Birliği Helsinki Bildirgesi, Dünya Tabipleri Birliği'nin Tıpta Yanlış Uygulama Konulu Duyurusu (Malpractice). (44. Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu'nda kabul edilmiştir, 1992), AIDS Hastalarını Tedavi Etmede Hekimlerin Mesleki Sorumluluğu. (40. Dünya Tabipleri Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Avusturya, 1988), HIV Epidemisi ile Ortaya Çıkan Konular. (44. Dünya Tabipleri Birliği Genel Kurulu'nda kabul edilmiştir. Marbella/İspanya, Eylül/1992), Dünya Tabipleri Birliği'nin Ötenazi Bildirgesi. (39. Dünya Tabipleri Birliği Genel Kurulu'nda kabul edilmiştir. Madrid, Ekim/1987), Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi Tasarısı, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi. (19.02.1960), Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun. (03.06.1979), İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik. (29.01.1993)

+90 216
334 6965
e-posta yolla
Kurucumuz Av. Hakan TOKBAŞ, "Çaresi POSTA'da" başlığı ile POSTA Gazetesinde her gün tüketici hukuku sorularını cevaplamaya başlamıştır. Siz de soru ve şikayetlerinizi tuketicihukuku@posta.com.tr adresine yollayabilirsiniz.

♦♦♦♦♦
2. Tüketici Hukuku Sempozyumu Ses Çözümleri ve Makaleleri kitabımız çıktı. (Nisan 2013)

♦♦♦♦♦

Av. Hakan TOKBAŞ tarafından Tüketici Hukuku Enstitüsü Genel Başkanı olarak düzenlenen 2. Tüketici Hukuku Sempozyumu, TBMM, T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Rekabet Kurumu, Doğuş Üniversitesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi işbirliği ile yapıldı. Sempozyumda  akademisyenler, Yargıtay hakimleri,  Rekabet Kurumu uzmanları ve çeşitli kurumlarddan temsilciler tebliğlerini sundular.  (Kasım 2012)


♦♦♦♦♦

Av. Hakan TOKBAŞ tarafından Tüketici Hukuku Enstitüsü Genel Başkanı olarak düzenlenen Uluslararası Tüketici Hukuku Sempozyumu, İstanbul Kültür Üniversitesi, Rekabet Kurumu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve Zeytinburnu Belediyesi desteği ile yapıldı. Sempozyumda Almanya, Avusturya, Fransa ve Makedonya'dan akademisyenler, Yargıtay hakimleri, Türk akademisyenler, Rekabet Kurumu uzmanları tebliğlerini sundular.  (Kasım 2011)

♦♦♦♦♦

Kurucumuz Av. Hakan TOKBAŞ'ın genel başkanlığında Tüketici Hukuku Enstitüsü kuruldu. (Ekim 2011)

♦♦♦♦♦

Prizma Hukuk & Danışmanlık,  İstanbul'da!..  (Nisan 2011)

♦♦♦♦♦

Prizma Hukuk ekibi, TBMM tarafından düzenlenen Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Etkin Katılımı ve Görüş Alma: Bir Model Arayışı konferansına katılmıştır. (Şubat 2011)

♦♦♦♦♦

Av. Hakan TOKBAŞ, European Academy For Law and Legislation (EALL) kurumunun davetlisi olarak Lahey'de 3 günlük "consultation" konulu eğitim programına katılmış ve program sonunda kurumun "consultation"  sertifikasına hak kazanmıştır. (Kasım 2010)

♦♦♦♦♦

Prizma Hukuk ekibi, TPE tarafından düzenlenen "Taklit Ürünlerin Tehlikeleri" konulu konferansın davetlisiydi. (Ekim 2010)

♦♦♦♦♦

Prizma Hukuk ekibi, TSE tarafından düzenlenen "Tüketicilerin Standardizasyon Faaliyetlerine Katılımı" konulu seminerin davetlisiydi. (Ekim 2010)

♦♦♦♦♦

Prizma Hukuk & Danışmanlık taşındı. (Mart 2010)

♦♦♦♦♦

Av. Hakan TOKBAŞ'ın editör kurulunda bulunduğu "Sivil Toplum İçin Yasama Sürecine Katılım El Kitabı" isimli kitap yayımlandı. (Aralık 2009)

♦♦♦♦♦

Av. Hakan TOKBAŞ tarafından kaleme alınan "Türkiye Mevzuatında Şerefi İhlal" isimli kitap yayımlandı. (Temmuz 2009)

♦♦♦♦♦

Türkiye'de ilk defa mobbing bir suç olarak tasnif edildi. Büromuz tarafından açılan mobbing davası, kamuoyunda büyük ilgi gördü.  (Nisan 2009)

♦♦♦♦♦
Anasayfa     
FAALİYET ALANLARIMIZ
Faydalı Bilgiler